Verein Regenbogen

TÜRKCE
  DEUTSCH     GALERIE     VIDEO     LINKS  
Hakkimizda
Etkinlikler - Haberler
Düsünceler
Arsiv
Kültür
Humor
Iletisim
Allgemein:
Anasayfa-Startseite

Etkinlikler - Haberler

Gökkuşağɪndan anlamlɪ projeler

Gökkuşuğı Derneği herşeyden önce İsviçre de farklı uluslardan insanlarɪn bir arada
yaşamasını amaçlayan ve bu çerçeve de karşılıklı uyum politikasını temel alan, bunu sosyal
siyasal ve kültürel hedefler ve araçlarla birleştiren, bugüne kadar bunun mücadelesini veren
bir dernektir.

Derneğimiz öncelikli olarak İsviçre deki siyasal ve sosyal gelişmeler ekseninde bir çalışma
yürütmeyi varlık nedenlerinden biri olarak görmektedir. Bunu yaparken de İsviçre de ki
kurum ve kuruluşlarla ilişki kurmaya ve bu kurumlarla birlikte çalışmaya özel bir önem
vermektedir. Bu ҫercevede bugüne kadar birçok etkinlikler gerçekleştirdik ve çeşitli konulara ilişkin projeler sunup uyguladık. İsviçreli kurumların desteklediği ve çok önemsediği
bu projelerin uygulanması derneğimize ayrıca bir prestij kazandırdı.

Daha önceki yɪllarda, iş yasasɪ, kiracɪlar yasasɪ, sendika yasasɪ ve sendikal ҫalɪşma,
vatandaşlɪk yasasɪ, doğa insan ilişkisi gibi konularɪ gündemimize almış ve bunları proje olarak sunup uygulamıştık. Bu yɪl ise aile iҫi şiddet, kadına karşı şiddet, bağɪmlɪlɪk ve bağɪmlɪlɪkla mücadele ana başlɪklarɪ altında sunulan ve kabul edilen bir projenin uygulanmasını sonlandırma aşamasındayız.

Özellikle de son iki ay içinde proje çalışmalarının yanı sıra başka bazı gündemleride çalışmalarımızın konusu ettik ve bunları iç içe yürüttük. Bunlardan biri ɪrkçı partinin gündeme getirdiği ECOPOP “Çevre ve Nüfus Uyumu” başlğı altında sunulan ırkçı saldırı yasası idi. Çevre ve Nüfus gibi masum bir başlıkla sunulan bu yasa ; ‘’ İsviçre’de her geçen gün göçmenlerin sayısı artmaya devam ediyor. Bunların barınabilmeleri için ev gerekiyor. Her yeni ev için ise her geçen gün yeşil alanlar biraz daha yok ediliyor. Yabancılar arabalara biniyor, ısınmak için kalorifer yakıyor ve çöp üretiyorlar. Ve bütün bunlar ҫevreyi tahrip ediyor. Bu nedenle yabancıların sayısı radikal bir şekilde azaltılmalı ve sonrasında bu sayı yılda en fazla yüzde 0.02’lik bir artışla sınırlandırılmalıdır.’’ Gibi ırkçı bir iddaya dayanlandırılıyordu. Bu ırkçı yasaya karşı Derneğimizde Türkiyeli milletvekillerinin de katıldığı bir dizi tartışma ve bilgilendirme toplantıları yapıldı, kahveler dolaşılarak ırkçı yasanın rededilmesi çağrısında bulunuldu.

Irkçı yasaya karşı çalışma ‘’Aile iҫi şiddet, kadına karşı şiddet, bağɪmlɪlɪk ve bağɪmlɪlɪkla mücadele’’ konulu projemizi uygulama çalışmasıyla bir arada yürütüldü. Proje çalışmamıza da öncelikle dernek bünyesinde bilgilendirmelerle başladık. Daha sonra Basel ve ҫevresinde bulunan otuzun üzerinde kahvelere giderek, her defasɪnda bir konuya bazende her iki konuya ilişkin bilgilendirme ve tartɪşma toplantɪlarɪ düzenledik. Özellikle bağɪmlɪlɪkla ilgili sorular ve bu konuya olan ilgi bu konunun önümüzdeki süreҫte de sürdürülmesi gerektiğine işaret etmektedir. Bağɪmlɪlɪk özellikle de madde bagɪmlɪlɪğɪ konusunda dernek yönetim kurulunda bu konuya ilgisi olan bir arkadaşɪmɪz kitleye ve kamuoyuna dönük bu ҫalɪşmayɪ koordine etmesi ve yürütmesi iҫin iki günlük kurs gördü. Kursta edindiği bilgilerinde ɪşɪğɪnda arkadaşɪmɪz özelliklede kahvelerde etkili toplantɪlarɪn örgütlenmesini ve dinleyicilerin tartɪşmalara aktif katɪlmasɪnɪ sağladɪ.

Ҫalɪşmamɪzɪ sadece Türkiye'lilerle sɪnɪrlɪ tutmadɪk. İki defada İsviҫre'lilere yönelik toplantɪlar
düzenledik. Bir defasɪnda Basel belediye ve parlamentosunda ҫalɪşan 20 kadar memura ve bir
defasɪnda da 30 civarɪnda İsviҫre'li dernek ve kuruluş temsilcisinin katɪldɪğɪ bir toplantɪda
kamuoyu ҫalɪşmalarɪ ҫerҫevesinde sunum yaptɪk. Yerel gazete ve radyolarda konuya ilişkin
reportajlar ve makaleler yayɪmlandɪ.

7 Aralɪk pazar günü ise Basel ve Ҫevresi Alevi Kültür Merkezi ile birlikte Alevi Kültür
Merkezi'nin lokalinde her iki konuyu iҫeren kahvaltɪlɪ bir toplantɪ yaptɪk. Toplantɪya Basel
Üniversitesi öğretim üyesi Ganga Jey'inde katɪlmasɪnɪ sağladɪk.
Toplantɪ saat 9.30 da kahvaltɪ ile başladɪ. Bir saatlik kahvaltɪnɪn ardɪndan toplantɪ başladɪ.
Gökkuşağɪ Derneği Yönetim Kurulu üyesi bir bayan arkadaşɪmɪz aile iҫi siddete ve özellikle kadına yönelik şiddetin nedenleri üzerine bir sunum yaptɪ. Ardɪndan Basel Üniversitesi öğretim üyesi Ganga Jey'de genel olarak bağɪmlɪlɪk özel olarakda madde bağɪmlɪlɪğɪnɪn nedenleri üzerinde durdu.
Ardɪndan "bagɪmlɪlɪk ve göҫmenler" başlɪğɪ altɪnda Avrupa toplumlarɪ tarafɪndan öteki olarak
görülen göҫmenlerde bu bakɪş aҫɪsɪnɪn yolaҫtɪğɪ pisikolojik nedenler ve bu nedenlerin
sonuҫlarɪ üzerinde durdu. Oldukҫa geniş örneklerle anlatɪlan konulara ilgi ve katɪlɪm anlamlıydı. Her iki konuşmacɪ da bu sorunlarɪn sistemden bağɪmsɪz olmadɪğɪna vurgu yaptɪlar.
Hem toplantɪ esnasɪnda ve hemde toplantɪdan sonra bir ҫok katɪlɪmcɪ böyle bir toplantɪ
düzenlemiş olmamɪzdan dolayı her iki kurumada teşekür ederek devamɪnɪ dilediler.
Bu son toplantɪda önümüzdeki süreҫte bu ve buna benzer konulara ilişkin ҫalɪşmalarɪn bir ihtiyaç olduğunu gösterdi.

Tüm sorunlar gibi bu sorunlarda, sorunlarɪn kaynağɪ olan mevcut toplumsal sistem var olduğu sürece varlɪğɪnɪ korumaya devam edeceğini biliyoruz. Bizim ҫabamɪz da bu kaynağın yok edilmesine kendi çepemrimizde katkıda bulunmaktır.


Basel Gökkuşağı Derneği



İsvicre'nin başkenti Bern'de gerici-faşist ECOPOP inisiyatifine karşɪ binler sesini yükseltti.

ECOPOP nedir: Almanca "Vereinigung Umwelt und Bevölkerung" diye tabir edilen, türkҫe'ye, Ҫevre ve Nüfus Uyumu olarak tercüme edilen bir kuruluştur. Bu kuruluş 1970 yɪlɪndan bu yana insanlarɪn ҫevreyle ilişkilerini mercek altɪna almakta ve insanlarɪn ҫevreyi tahrip etmesine karşɪ ҫɪkmayɪ ana gündemi saymakta.

Peki ilk bakɪşta masumane bir biҫimde ҫevreciliği ҫağrɪştɪran bu grup ne amaҫlamaktadɪr: Bunlara göre, İsviҫre'de her geҫen gün yabancɪlarɪn sayɪsɪ artarak devam etmekte. Bunlarɪn barɪnabilmeleri iҫin ev gerekiyor. Ev iҫin ise her geҫen gün yesil alanlar biraz daha yok ediliyor. Yabancɪlar arabalara biniyor, ɪsɪnmak iҫin klörifer yakɪyor, ҫöp üretiyorlar. Ve bütün bunlar ҫevreyi tahrip ediyor. Bu nedenle yabancɪlarɪn sayɪsɪ radikal bir şekilde azaltɪlmalɪ ve sonrasɪnda bu sayɪ yɪlda en fazla yüzde 0.02 lik bir artɪşla sɪnɪrlandɪrɪlmalɪdɪr. Ve dahasɪ, İsviҫre sanayisinin ihtiyaҫ duyduğu iş gücü, ihtiyaҫ duyulan süre iҫin gelmesine izin verilmelidir diyerek, taşeronluğa, güvencesiz bir işgücü ortamɪna kapɪlar sonuna kadar aralamaktadɪr. SVP gibi faşit partiler, yabancɪ düşmanɪ ҫevrelerin desteğini de arkasɪna alarak yüzbin imza toplayan bu ҫevreci görünümlü faşist güruh 2012 yɪlɪnda bu inisiyatifi halk oylamasɪna sunmasɪ iҫin parlamentoya sundu. Hükümet en geҫ iki sene iҫinde bu yasa teklifinin halk oylamasɪna sunulup sunulmasɪ iҫin bir karar vermek durumunda. Gerҫek şu ki, hükümet teklifin evrensel insan haklarɪnɪ ihlal etmesinden hareketle red edebileceği halde, halk oylamasɪna sunulmasɪnɪ kararlaştɪrdɪ. Seҫmen, 30 Kasɪm 2014 de bu nedenle sandɪğa gidecek. Bu yasa teklifinin halk oylamasɪnda geҫmesi durumunda vahim sonuҫlar doğuracaktɪr. Göҫmenlerin sayɪsɪnɪn azaltɪlmasɪ demek, ailerin parҫalanmasɪ ve kalanlarɪnda her türlü kölece iş koşullarɪna katlanmasɪnɪ beraberinde getirecektir. İş arayan bir göҫmen iş bulamsɪ durumunda, hemen işe alɪnamayacak. Önce böyle bir iş arayan İsviҫreli var mɪ diye bakɪlacak.

Dünya nüfusunun yüzde yirmisini oluşturan bir kesim dünyada ki zenginliklerin yüzde seksenini tüketiyor. Dolayɪsɪ ile o oranda da ҫevreyi tahrip ediyor. Bu "karnɪ tok sɪrtɪ pek" kendini bilmez güruh göҫmenlerin geldikleri ülkelerdeki zenginliklerini talan ederek buralara gelmelerine sebep olduklarɪnɪn farkɪndamɪdɪrlar?

Değillerse bunu hatɪrlatmak iҫin, sendikalar, Sosyal Demokrat Parti, (SP) Yeşiller, ve bir dizi başka kurum ve kuruluş tarafɪndan 30 Kasɪm 2014 de oylanacak olan bu yasa teklifine karşɪ Bern'de 1.Kasɪm 2014 de bir miting düzenlendi. Mitinge türkiyeli örgüt ve kuruluşlardan Bir-Kar'ɪn yanɪsira SYKP, Partizan ve MLKP de bayrak ve flamalarɪyla katɪldɪlar. Beş binin üzerinde bir katɪlɪmɪn olduğu miting saat 14.30 da Bundesplatz da başladɪ. Yapɪlan kouşmalarla ECOPOP teşhir edildi, 30 Kasɪm'da hayɪr oyu kullanma ҫağrɪsɪ yapɪldɪ, 30 Kasɪm'a kadar yapɪlacak etkinlikler aҫɪklandɪ ve saat 16.00 da miting sona erdi.





kücük gelin

Kadınlarımız

Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişemeyecekti.
Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle
Ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.
Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık kısacıktılar
ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında
ve ayakları altından akan
toprak,
toprak,
ve topraktı.
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
Ve kadınlar
birbirlerinden gizleyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru.

Nazım Hikmet Ran

AKP'nin gerici kadın ve çocuk politikaları ile adeta teşvik edilen çocuk evliliğinin yeni bir ibretlik örneği ortaya çıktı.
Siirt'in Pervari ilçesinde 12 yaşında evlendirilerek, 13'ünde anne olan Kader Erten, ikinci çocuğunun ölümünün ardından evinde silahla vurulmuş olarak bulundu.

Hayatını kaybettiğinde 14 yaşında olar Kader Erten, 2,5 yıl öncesine kadar Van'ın Çatak ilçesinde yaşıyordu. Erten ailesi 12 yaşındaki kızları Kader'i Mehmet Atak ile evlendirdi. Kader, böylece 12 yaşında iken Pervari'ye bağlı Düğümcüler köyüne, Atak ailesinin yanına gitmek zorunda kaldı.

12 yaşında hamile kalarak, 13'ünde ilk çocuğunu doğuran Kader, bir yıl sonra da ikinci çocuğuna hamile kaldı. Bu sırada Kader'in 'eşi' Mehmet Atak askere gitti. 14'ünde olan Kader ise ikinci çocuğunu erken doğum sebebiyle kaybetti.

Bu sabah ise Kader, odasında silahla vurulmuş şekilde ölü bulundu.

Kader'in cesedi otopsi için Diyarbakır Adli Tıp Kurumu’na kaldırılırken, Atak ailesi ise Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdikleri ifade de çocuk gelinlerinin ikinci çocuğunu kaybettikten sonra bunalıma girdiğini, bunun üzerine intihar ettiğini iddia etti.

Atak ailesi olayın üzerini örtmek için Kader'in nüfus bilgilerinin doğru olmadığını iddia etti ve “Geçen yıl onun gerçek yaşını belirlemek adına kemik yaşı tespiti yapılması için mahkemeye başvurduk. Halen mahkeme sürüyor” şeklinde açıklama yaptı.

12 yaşında evlendirilen, 13'ünde anne olan ve 14'ünde hayatını kaybeden Kader Erten'in hikayesi salt gerici AKP iktidarının da değil, 'çocuk gelin' sorununun sürmesini sağlayan, düzenin de bir aynası niteliğinde.

Sadece resmi rakamlara göre son üç yıl içerisinde 130 bin civarında olan çocuk gelin sayısı ile Türkiye, Avrupa'da çocuk evliliğinde ikinci sırada. Türkiye'de her üç kadından biri çocuk yaşlarda evlendiriliyor.

Ünlü sanatçi albümünü Gezi sehitlerine atfetti



24.12.2013 - 15:21 Kültür-Sanat

Yeni albümünü Gezi şehitleri için hazırlayan Pınar Aydınlar, “Düne kadar sokağa çıkıp hakkını arayanları terörist diye ilan edenlerin, bugün korktukları en büyük gerçek sokağa çıkanların haklılığıdır” dedi Yeni albümü için çalışmalarına başlayan Pınar Aydınlar ile albümün hazırlık süreci ve müzikal üretiminden ayrı tutmadığı, gerçekliklerden, haksızlıklardan beslenen mücadelesi üzerine konuştuk. Enerjisinin kaynağının halk olduğunu belirten Aydınlar, sanatçı olmanın insan olmaktan sonra geldiğini, mücadelesinin bu ülkede yoksulluk bitinceye kadar süreceğini söyledi.

Daha özgür bir çalışma

- Nasıl bir albüm bekliyor bizi? Hazırlıklar nasıl gidiyor?

- Bizim çalışmalarımız toplumsal hareketlilik ile paralel gittiği için biraz zor, sürüncemede, aksamalı geçebiliyor. Çünkü ülke gerçekliği, içinde bulunduğumuz eylemsel faaliyetler çok yoğun. Birinci görevimiz müzikken bunu yapamayabiliyoruz. Ama başladık. En zoru da başlamaktı zaten. Albümün adı “Kalbim İntifada” olacak. Farklı düzenlemelerin olduğu, daha serbest, özgür bir çalışma olacak. Dengbejlerin sesini duyacaksınız, batı enstrümanlarının, yaylı grupların daha yoğun olduğu bir çalışma dinleyeceksiniz. Her şeyden önce solistin kendine inandığı türküleri söylemesi gerektiğine inanıyorum. Sözlerinde kendimi bulmadığım hiçbir ezgiyi okumuyorum. Kendimizden bir şey bulamıyorsak ya da inandığımız gerçekliği yaşayamıyorsak o türkünün içinde zaten çok yapay kalıyor. Hem türkü dinleyicimin beklentilerini tekrar karşılamak için anonim türkülerin olduğu hem de beste çalışmalarının olduğu bir çalışma olacağını umut ediyoruz.

Gezi şehitleri için

- Politik bir süreçten geçtik. Bunun yansımaları da yer alacak mı albümde?

- Ülkemizdeki en büyük halk direnişine şahit olduk. Hareketin olduğu her alanda üretim de vardır. Müzik dünyası içerisinde yer alan bizler, doğal olarak müzik üretmeye çalışıyoruz. Bütün devlet politikalarını alaşağı eden bir anlayış bu. Ne kadar bizi üretimden uzak tutmaya çalışsalar da bizler kavgadan beslenen insanlarız ve bu mücadeleye de devam edeceğiz. Bu çalışmayı Gezi şehitleri ve gazileri için yapıyorum. Hapishanedekiler de siyasiler de, bugün Gezi Direnişi’ndekiler de sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyanın bedelini ödeyen insanlar. Biz de buradan, gerçekliklerden besleniyoruz.

En büyük derya halk

- Peki sizi her yerde görebiliyoruz. Bu enerjiyi nereden buluyorsunuz?

- Halktan. Hakları çalınan emekçiden, işçiden, köylüden. En büyük derya halk. Bir kere davamızda kararlıyız. Toprağına kota konulan köylüler, emperyalist ülkelere gebe kılınıyor. Öğrenci parasız eğitim istediği için, siyasi tutsaklar bir fikri savundukları için hapishanedeler. Bunlar bizim hayatımızın en büyük besin kaynağı. Biz çalmaktan, çırpmaktan, namussuzluktan beslenmiyoruz. Devlet politikalarının bu zulmü devam ettikçe bunun bir karşılığı olacaktır tabii.Bu sınıfsal mücadelede de hepimizin üzerine pay düşüyor.

Yılmaz Güney'i örnek aldım

- Hiç “Politika yapmayın, müzik yapın” şeklinde tepkiler alıyor musunuz?

- Onu artık bana diyecek babayiğit yok. Diyemezler! Daha önce çok yakınlarımdan da tepkiler oldu, müzikal çevremden de oldu. Müzisyen insanın sadece müzikle uğraşması bence çok ciddi bir bencillik. Beni ilgilendiren varoşlardaki halkın sesi. Bana o üst perdeden konuşan kişilerin farkında olmadıkları şey, gerçek. Hayatta her zaman Yılmaz Güney örneğiyle mücadele alanında var oldum. Yılmaz Güney, yaşamının belli bir bölümüne kadar farklı bir çizgideyken, yaşadığı toplum ve örgütlü mücadelenin farkına vardıktan sonra bambaşka bir Yılmaz Güney olarak yaşamlarımızda var oldu.

Önce insan olmak

- Mücadelenin hiçbir zaman tek başına olmayacağını biliyoruz. Bu anlamda sanatçılar arasında yeterli dayanışma var mı?

- Şu ana kadar çok ciddi sorunlar oldu. Bu korku ağı çok fazla yayıldı ve insanların birçoğu rüzgarı karşısına almak istemedi. Sanatçı olmak, insan olmaktan sonra gelir. Biz bu noktadan hareketle sanat meclisi isimli yeni bir yapının içerisindeyiz. Belki düne kadar sanatçı arkadaşlarla bir araya gelemiyorduk ama şu saatten sonra ciddi çalışmalarımızı duyacaksınız. Niyazi Koyuncu, Efkan Şeşen, Grup Yorum, Barış Atay gibi çok güzel isimler var. Daha düne kadar sokağa çıkıp hakkını arayanları terörist diye ilan eden devlet ve yanlılarının, bugün korktukları en büyük gerçek sokağa çıkanların haklılığıdır.

Tehditler, tehditler...

- Bu kadar mücadelenin içinde olunca mutlaka sizinle de uğraşanlar oluyordur.

- Uğraşsınlar, biz alışığız bu tiplere. Daha önce de pek çok tehditler aldım. Yeri geldi sahnede kafama taş atıldı, silah çekildi. Biz bunları çok duyurmadık basında. Çünkü öyle bir ağ ki, bir yerde saldırıya uğrayınca, hiç ummadığınız kurumlardan da çelme yiyorsunuz. Olan konserlerim bile iptal edildi. Nedense valilik benim adımı hep sakıncalı görüyor. Arabamıza kapı önünde çarpı işaretleri kondu, tehditler oldu, çiviler sokuluyor arabamızın tekerlerine. Ama bunlar geri adım attırmıyor bize. Çünkü biz her zaman açıklık ve netlikten yanayız.

Devlet politikaları dibe vurdu

- Umudunuzu her zaman taşıyabiliyor musunuz?

- Her zaman taşıyorum. Dibe vurmayan hiçbir şey yükselemez. Bu ülkenin devlet politikaları dibe vurmuştur. Onun için halkın yükselme sırasıdır artık. Bugün tek bir kesimin değil, hepimizin ortak bir meselesi var. Her şeyden önce özgürlüğümüz çalınmış. Bütün demokrat ağların önleri kesilmeye çalışılıyor. Devlet bütün basını susturmuş, satın almış. Birkaç basına sadece dokunamıyor. Bu kadar baskı ağı içinde normalde umutsuzluk dalgası hakim olmalı ama savaşta yenmek için önce psikolojiyi yıkmak gerekiyor. Bunun için bizlerin daha da umutlu, daha da kararlı, güçlü olmamız gerekiyor. Haklıyız, bunun ötesi yok.

27.11.2011 Konusmasi

27 Kasɪm'da Basel'de düzenlenen İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği gecesinde yapɪlan konuşma

Sevgili Dostlar, Değerli misafirler...


“İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği” şiarıyla düzenlediğimiz etkinliğe hoş geldiniz. Hepinizi içten duygularla selamlıyorum. "İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği” şiarı günümüz dünyasında ve Türkiye'sinde, işçi sınıfı, emekçiler ve ezilen halklar için yaşamsal öneme sahiptir. İnsanlığın karşı karşıya bulunduğu sorunların, çekilen acıların, yaşanan yıkımların son bulması, bu şiarın gerçekleşmesine sıkı sıkıya bağlıdır.

Bugün dünyaya bir avuҫ zengin ve onların hizmetindeki zalim uşak takımı hükmetmektedir. Bunun içindir ki ezilen insanlık dünyanın her tarafında yoksulluğun, işsizliğin, açlığın, savaşların, ırkçılığın, ulusal boğazlaşmanın, faşist baskı ve terörün, katliamların, emperyalizme köleliğin pençesinde kıvranmaktadır. Eğer asalak sömürücü sınıflar ve onların temsilcileri insanlığa tüm bu belaları yaşatmayı başarabiliyorlarsa, tek tek ülkelerde ve dünya ölçüsünde, işçilerin devrimci örgütlü birliği sağlanamadığı içindir. Eğer onlar bunu başarabiliyorlarsa, halkların devrimci kardeşliği gerçekleştirilip güçlendirilemediği içindir. Ve elbetteki eğer onlar bunu başarabiliyorlarsa, işçi sınıfı ve emekçiler kendi örgütlülüklerinden yoksun oldukları içindir.

Biz işçiler emekҫiler olarak kendi birliğimizi önemsemezsek, halkların özgürlüğe ve eşitliğe dayalı kardeşliği de gerçekleşemez. Bu birliğin ve kardeşliğin gerçekleşmesinde denenmiş bir örgütlülüğün varlığı, hayati önemdedir. Çünkü örgütlü önderliği olmayan hiçbir mücadelenin geleceği ve başarı şansı yoktur.

Arkadaşlar,

Dünyada olup bitenleri ve yaşananları birlikte izliyoruz. Kapitalist sistemin tümü genel ve ağır bir ekonomik krizin pençesinde kıvranmaya devam ediyor. Kriz şirketlerin ve bankaların ardından, artık ülkeleri de iflasa sürüklüyor. Trilyonlarca dolarlık kurtarma paketlerine rağmen, krizin hafiflemesi bir yana, genel bir ekonomik çöküş korkusu bugün her zamankinden daha büyüktür. Sistemin ekonomik bunalımına günden güne ağırlaşan çok boyutlu bir sosyal ve politik kriz eşlik etmektedir.

Günümüz dünyasında ekonomik ve sosyal bunalımlar gerçeğini, militarizm, emperyalist saldırganlık ve savaşlar tamamlamaktadır. Afganistan ve Irak'ın ardından, salt petrolünü yağmalamak üzere Libya'da onbinlerce kişinin katledilmesi, Afganistan ve Irak'ın ardından bu kez Libya'nın yakılıp yıkılması, bunun bir göstergesidir. Emperyalistlerin bugünlerde namlularını Suriye ve İran’a çevirmiş bulunması, bunun üzerinde Ortadoğuyu yangın alanına çevirebilecek kirli seneryoların hazırlanması bunun bir göstergesidir. Emperyalist barış dönemi yerini artık emperyalist savaşlar dönemine bırakmıştır. Kapitalizmin tarihinde militarizm hiçbir dönem bu denli çığırından çıkmamıştı. Emperyalist dünyada silahlanma yarışı hiçbir dönem bugünkü boyutlara ulaşmamıştı. Bütün bunlar, sona erişi tantanayla ilan edilen soğuk savaşın yerini bir sıcak savaşlar dönemine bıraktığının göstergeleridir.

Dünya tablosunun bugünki gerçeği devrimcilerin yıllardır anlatmaya çalıştığı temel gerçekleri doğruluyor. Örneğin, kapitalizm, bir bunalımlar sistemidir diyorduk, kapitalizm, militarizm ve savaş demektir diyorduk. Kapitalizm baskı, sömürü, eşitsizlik ve kölelik demektir diyorduk.

İşsizlik, yoksulluk, açlık, ırkçılık, ulusal boğazlaşmalar, sosyal haklardan yoksunluk ve faşist terör kapitalizimden ayrı düşünülemez gerçeklerdir diyorduk. Özetle kapitalizmin insanlık için çözüm olmak bir yana, gerçek bir kâbus olduğunu söylüyorduk.

Elbette ki tüm bunlara bilimin gücüne dayanarak çok temel bir gerçeği ve bilimsel inancımızı da ekliyorduk. Diyorduk ki, insanlık kapitalist barbarlık karşısında kendisine bir çıkış yolu arayacak ve "başka bir dünya" bir kez daha ezilen insanlık için bir umut ve kurtuluş yolu olarak yakıcı bir ihtiyaç haline gelecektir. Dünyadaki güncel gelişmeler söylediğimiz her şeyin bilimsel bir gerçek olduğunu bir kez daha bütün açıklığı ile gözler önüne sermiş bulunuyor.

Evet, insanlık sadece yeni bir bunalımlar ve savaşlar dönemine değil, aynı zamanda devrimler dönemine de girmiş bulunmaktadır. Yeni bir devrimler döneminin içinde bulunuyoruz. Buna ilk kanıtımız, teorik bakıştan ve tarihtendir. 20. yüzyıl tarihi, üstelik iki ayrı evre üzerinden, bunalımlar ve savaşları üreten o aynı koşulların, kaçınılmaz bir biçimde devrimlere de yolaçtığını göstermektedir. İkinci kanıtımız ise günümüz dünyasında olayların somut seyridir. Dayanılmaz boyutlara ulaşmış ekonomik-sosyal sorunlar ile siyasal baskılara karşı dünyanın dört bir yanında emekçilerin kendiliğinden ayağa kalkışı, devrimci açıdan günümüz dünyasının en önemli olgusudur. Dünya ölçüsünde milyonlarca emekçiyi kapsayan geniş çaplı sınıf ve kitle hareketleriyle karşı karşı bulunuyoruz. Dünyanın dört bir yanında işçi sınıfı, emekçiler ve ezilen halklar yeniden ve yeni bir ruhla ayağa kalkıyor. Amerika'dan İngiltere'ye, Yunanistan'dan İspanya'ya, Tunus'tan Mısır'a, Portekiz'den Şili'ye, Hindistan'dan Güney Kore'ye kadar, artık hiçbir ülke, hiçbir bölge bu isyan dalgasının dışında kalamıyor. Ayağa kalkan emekçiler dosdoğru kapitalist sömürü düzenini suçluyorlar. Yaşadıkları sorunların kaynağı olarak bankaları, borsaları, kapitalist şirketleri gösteriyorlar. “Gerçek demokrasi ve başka bir dünya” istiyoruz diye haykıran emekçiler, böylece sadece burjuva demokrasisinin ikiyüzlülüğüne de işaret etmiş olmuyorlar, aynı zamanda kapitalist dünyanın dışında eşit ve özgür bir dünya istiyorlar.

Bütün bu önemli ve anlamlı gelişmelerin, dünya devrimci hareketinin en zayıf, en dağınık, en etkisiz olduğu bir dönemde, demek oluyor ki büyük ölçüde kendiliğinde yaşandığını biliyoruz. Ama bu, devrimler döneminin başlamış bulunduğu gerçegini değiştirmiyor. Tarihin çarkı dönüyor ve yeni bir safhaya doğru ilerliyoruz. Dünyanın dört bir tarafında emekçi kitleler ve ezilen halklar ayağa kalkıyor, eşitliğin ve özgürlüğün egemen olduğu bir dünya istiyor. Dünya işçi sınıfı ve emekçilerinin kapitalist bunalımların ve emperyalist savaşların büyük yıkım ve acılarına yanıtı bir kez daha devrimler olacaktır. Dünyanın dört bir yanında ve elbette Türkiye’de de..."

Sevgili dostlar,

Günümüzde umutsuz ve karamsar olmak için hiç bir neden yoktur. Ancak dünyada olup biteni anlamayanlar umutsuz ve karamsar olabilirler. Kapitalizmin iflas ettiği, dünyanın dört bir yanında milyonlarca emekçi insanın kapitalist barbarlığın sonuçlarına karşı harekete geçtigi bir zamanda, umutsuzluk ve karamsarlık bilim dışıdır.

Kapitalizmin gezegenimizi tehtit ettigi, ve ezilen insanlığı daha büyük acılara ve yıkımlara sürüklediği bir tarihsel evrede, işçi ve emekçiler çözüm arayışlarına yöneliyor, kapitalist barbarlıktan kurtuluş yolunu arıyor.

Bizler, işҫilerin devrimci örgütlü birliği sağlanamadığı ve devrimci önderlikle buluşulamadığı durumda halklar arasında yaşanan trajedileri ve düşmanlıkları kendi ülkemiz gerçeği üzerindende somut olarak biliyoruz. Kardeş Kürt halkına karşı onyıllardır büyük bir düşmanlık yapılıyor, katliamlar uygulanıyor, şoven ve ırkçı kudurganlık körükleniliyor. Kardeş Kürt halkı onyıllardır tüm temel ulusal haklarından yoksundur ve ve her meşru mücadelesi sömürgeci sermaye rejimi tarafından katliamlarla karşılanmaktadır. Son dönemlerde kürt halkına karşı bir kez daha topyekün bir saldırı ve imha hareketi devrededir. Kürtlerin eşitlik ve özgürlük talebi bir kez daha toplu tutuklamalarla, kimyasal katliamlarla yanıtlanıyor. Bunlar tabiki yeni değil, kardeş kürt halkı yıllardır her türlü katliamlarla karşılaştı ve hepsine karşı da yanıtı militan mücadele oldu. Bugün de böyledir. Ne varki Kürt halkı Türk işçi ve emekçilerinden anlamlı ve güҫlü bir destek görmemektedir. Eğer Türkiye işçi sınıfı ve emekçileri devrimci örgütlü birliğini gerçekleştirmeyi başarmış olsalardı belkide Kürt halkı bu kadar ağır acılar ve yıkımlar yaşamaz, bu kadar büyük bedeller ödemek zorunda kalmazlardı. Şovenizm ve ırkçılık zehiri topluma bu kadar nüfuz etmezdi. Bunun için sizleri işçilerin devrimci örgütlü birliğini ve halkların devrimci kardeşliğini yaratma mücadelesine aktif olarak katılmaya çağırıyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle sizleri bir kez daha selamlıyorum ve bulunduğumuz bu ülkede de İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliğinin yakɪcɪ ihtiyacɪnɪ bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Gece Haberi

İsviçre Basel’de İşçilerin Birliği, Halkların Kardeşliği Gecesi“

Öz gücümüzün ve devrimci emeğimizin ürünü başarılı politik bir etkinlik

Basel'de İşçilerin Birliği, Halkların Kardeşliği adɪ altɪnda düzenlediğimiz gece 300 emekçinin katılımıyla gerçekleşti.
Her yıl geleneksel olarak düzenlediğimiz bu gibi etkinlikler son bir kaç yıl kesintiye uğramış bulunuyordu. Bir kaç yıllık aradan sonra düzenlediğimiz etkinliğin kendi içinde belli güçlükleri barındırdığının bilincindeydik. Bu güçlükleri, çalışmayı kısa bir zaman dilimine sığdırmak zorunda kalmanın yanı sıra gecemizi önceleyen iki hafta ard arda yapılan başka geceler, konserler ve etkinliğimizle aynı gün çakışan dost bir yapının düzenlediği gece ek güçlüklerdi. Tüm bunların etkinliğimize katılımı sınırlayacak bir rol oynayacağının farkındaydık. Bu nesnel olgulara rağmen asgari bir başarının ifadesi olabilecek bir etkinlik örgütlemeyi başarmak, ancak başarılı ve planlı bir ön çalışma sayesinde mümkün olabilirdi. Elbetteki yılların emeğinin yarattığı bir birikim ve bunun bize sunduğu olanaklara da sahiptik. Fakat bunun etkili bir çalışmayla birleşmemesi durumunda asgari bir başarının ifadesi sayılabilecek bir gece örgütlemek önemli güçlükler oluşturuyordu. Bu güçlükleri bugüne kadar yarattığımız birikimimize yaslanarak ve bunu anlamlı bir ön çalışmayla birleştirerek, yani tümüyle emeğimizle aşabilirdik.

Apolitizmin egemen olduğu ve devrimci çalışmanın son derece daraldığı koşullarda popiler sanatçılardan yoksun programlarla yapılacak gecelerde asgari bir başarı yakalamak tümüyle başarılı bir ön çalışmanın ve anlamlı bir emeğin ürünü olabilir ancak. Kendi sınırlı olanaklarımızla ve dar imkanlarımızla planlı ve etkili bir ön hazırlık çalışması yürütmek gecemizin asgari başarısını güvenceleyecek tek yoldu. Bu çerçevede birebir ev ziyaretleri üzerinde 500’ü aşkın bilet satarak, yüzlerce afiş ve çok yaygın el ilanları kullanarak, düğün, gece ve bunlara benzer etkinlikleri değerlendirerek, katılımıyla, programıyla belli aksamalara rağmen derli toplu kabul edilebilinecek bir disiplinle katılımcıların da beğenisini kazanan asgari bir başarının ifadesi politik bir etkinlik gerçekleştirebildik.

Gecemiz kısa bir açılış konuşmasının ardında devrim davasında ölümsüzleşenlerin anısına yapılan saygı duruşuyla devam etti. Buna Grup İntifada’nın begeniyle izlenen ve belli bir coşku yaratan devrimci marşlardan oluşan müzik dinletesi izledi. Gece konuşmasının ardından ilgiyle dinlenen şiir sunumuna geçildi. İşçi ve emekçilerin yenilgi ve zaferlerini anlatan, emperyalist saldırganlığı ve kapitalist sömürüyü işleyen, günümüzün sosyal mücadelelerini anlatan sinevizyon gösterimiyle gecenin birinci programına ara verildi. Programımızın ikinci bölümü Volkan Yaraşır’ın kürsüye davet edilmesiyle başladı. Sevgili ve değerli araştırmacı-yazar Volkan Yaraşır’ın ruhunu ve yüregini kattığı, içeriği son derece güçlü olan coşkulu konuşması büyük bir ilgi ve dikatle dinlendi. Ahmet Aslan ve arkadaşlarının sunduğu müzik dinletisiyle gecemizi hantal bir uzatmaya maruz bɪrakmadan bitirdik.




Chr
istoph Merien Stiftung'un (Vakfı) 125.l Kutlamaları

Gökkuşağı derneği İsviçre de farklı uluslardan emekçilerin kardeşçe bir arada yaşamasını amaçlayan ve bu çerçeve de karşılıklı uyum politikasını temel alan, bunu sosyal siyasal ve kültürel hedefler ve araçlarla birleştiren bugüne kadar bunun mücadelesini veren bir dernektir.

Derneğimiz öncelikli olarak İsviçredeki siyasal ve sosyal gelişmeler ekseninde bir çalışma yürütmeyi varlık nedenlerinden biri olarak görmektedir. Bunu yaparkende İsviçredeki kurum ve kuruluşlarla ilişki kurmaya İsviçreli kurumlarla birlikte çalışmaya özel bir önem vermektedir. Çeşitli uluslardan derneklerin çatısı durumunda olan ve kültürlerin buluşması olarak ta tanımlanan Union’un bünyesinde bulunması bu ihtiyacın ve tercihin bir ürünüdür. Yürüttüğümüz çalışmaların yaptığımız işlerin attığımız adımların yani kendi öz emeğimizin doğrudan bir sonucu olarak Isviçreli kurumlarda zaman zaman anlamlı maddi ve manevi destekler almaktayız ve Baseldeki resmi ve yarı resmi kurumlar nezdinde büyük bir neşruluk kazanmış bulunmaktayız. Dernegimiz bir çok kurumla çalışmakta ve bir dizi başarılı protele gerçekleştirmiş bulunmaktadır. Bunun içindir ki İsviçreli önemli kurumların düzenledikleri bir dizi etkinlige davet edilen ve birlikte çalışma önerilen dernek durumundayız.

Derneğimizin birlikte çalıştığı önemli kurumlardan biri de Christoph Merian Stiftung dur. Derneğimiz şu anda bulunduğu Union binasına taşınmasından itibaren, yani 2003 yılından bu yana Christoph Merian Stiftung ile yakın temas içindedir. Christoph Merian Vakfı derneğin yaptığı bir takɪm projelere destek sunmakta, maddi ve manevi olarak desteklemektedir.

20-26 Haziran (2011) arası Kleinbasel'de Mathäuskirchplatz'da açılan çadırla bir hafta bayunca CMS'in 125. kuruluş yıldönümü kutlaması çerçevesinde etkinlikler düzenlendi. Derneğimiz 25 Haziran Cumartesi etkinliklerini birlikte örgütledi ve bu çerçevede katılımcılara kendisini de tanıtma fırsatı buldu. Bu etkinlikte dernegimiz kendi çalışmalarını, bugüne kadar yürüttügü projeleri ve önümüzdeki dönemlerde yürütmeyi planladığı projeleri tanıttı. Dernek Yönetim Kurulu adına bir arkadaşımızın bu konuların tanıtımını içeren konuşması ilgiyle dinlendi dinleyicilerin sorularıyla karşılandı. Projelerimizde bize destek sunan hukukçu bir arkadaşımızın konuşması da aynı ilgiye konu oldu. Tanıtımın ardında derneğimiz adına üç genç arkadaşımız Saz dinletisi ve türkülerle etkinliğe renk kattı ve büyük bir begeni kazandı.

Video ve Galeri bölümünde etkinlikten kesitler göreceksiniz...

Dernek Yönetim Kurulu


Ünlü sanatçi albümünü Gezi sehitlerine atfetti
Klybeckstrasse 95, 4057 Basel