Verein Regenbogen

TÜRKCE
  DEUTSCH     GALERIE     VIDEO     LINKS  
Hakkimizda
Etkinlikler - Haberler
Düsünceler
Arsiv
Kültür
Humor
Iletisim
Allgemein:
Anasayfa-Startseite

Gece Konusmasi

Değerli dostlar, sevgili misafirler!
Bugün burada derneğimizin 15. kuruluş yıldönümünü kutlamak için toplanmış bulunuzoruz. 15 yıllık kesintisiz bir çabanın, yürüttüğümüz çalışmaların ve verdiğimiz emeğin haklı sevincini yaşıyoruz. Bu sevinci bizimle paylaşmaya gelen ve bugüne kadar bize desteğini esirgemeyen sizleri derneğimizin Yönetim Kurulu adına selamlıyorum.
15. yıl etkinliğimiz aynı zamanda 8 Mart Dünya emekçi kadınlar günü ile aynı döneme denk gelmiş bulunuyor. Bu vesile ile etkinliğimizi "Emekçi Kadınlar Günü" ile birlikte kutluyoruz. Emekçi kadınlar gününe atfen düzenlediğimiz ‘’Gökkuşağı Derneği 15. Yıl Şenliğinde Buluşalım’’ etkinliğimize hoş geldiniz.
Arkadaşlar,
Derneğimiz İsviçre'de farklı uluslardan emekçilerin kardeşçe ve özgürce bir arada yaşamasını amaçlayan, onların ekonomik, sosyal ve siyasal çıkarlarını ve özlemini esas alan ve bu çerçevede karşılıklı uyum politikasını önemseyen, bunu sosyal ve kültürel hedef ve araçlarla birleştirmeye çalışan, bugüne kadar bunun mücadelesini veren bir dernektir. Derneğimiz tabiki bir ihtiyacın ürünü olarak kurulmuştur ve aynı ihtiyacın ürünü olarak da onbeş yıllık süreci geride bırakmıştır. Eğer biz herhangi bir ihtiyaca kendi dar ve yetersiz sınırları içinde de olsa cevap verememiş olsaydık elbetteki onbeş yıl boyunca yaşama gücü ve imkanı da bulamazdık. Bunu söylemekle hiçte derneğimizin kendi misyonunu oynayabildiğini ve hedeflerinde anlamlı mesafeler katettiğini söylemiş olmuyoruz. Hayır, biz çok ciddi yetersizlikler içinde olduğumuzu ve büyük güçlüklerle karşı karşıya bulunduğumuzu çok iyi biliyoruz. Ama derneğimizi yaşatmak, geliştirmek ve güçlendirmek için çabalɪyor, emek veriyoruz. Sizin desteğinize de çok büyük ihtiyaç duyuyoruz. Demokratik ve ilerici derneklerin önümüzdeki dönemlerde daha büyük bir ihtiyaҫ haline geleceğine de ayrıca inanıyoruz.
Derneğimiz öncelikli olarak İsviçre'deki siyasal ve sosyal gelişmeler ekseninde bir çalışma yürütmeyi varlık nedenlerinden biri olarak görmektedir. Bunu yaparken de İsviçre'deki kurum ve kuruluşlarla ilişki kurmaya İsviçre'li kurumlarla birlikte çalışmaya özel bir önem vermektedir. Çeşitli uluslardan derneklerin çatısı durumunda olan ve kültürlerin buluşması olarak ta tanımlanan Union’un bünyesinde bulunması bu ihtiyacın ve tercihin bir ürünüdür. Derneğimizin bu doğrultuda neler yapıp yapamadığını anlatmanın yeri elbette burası değil. Yürüttüğümüz çalışmaların, yaptığımız işlerin attığımız adımların yani kendi öz emeğimizin doğrudan bir sonucu olarak İsviçre'li kurumlarda anlamlı destekler aldığımızı söylemekle yetiniyoruz ve buna, Basel ve Baselland'daki resmi ve yarı resmi kurumlar nezdinde önemli bir meşruluk kazandığımızı da eklemek istiyoruz. Fakat bunlara rağmen yazık ki bu doğrultuda bugüne kadar anlamlı adımlar atmayı başarmış değiliz. Aynı yetersizliğimizi Türkiye'liler arasında belli bir ilgi merkezi olmayı başaramamak anlamında da söyleyebiliriz. Bu durumun doğrudan bizden kaynaklanan nedenleri olmakla birlikte bizi aşan nedenlerine de işaret etmek istiyoruz. Toplumsal ve sosyal sorunlara ilgisizlik, bencillik, bireycilik ve bunların ürünü ve sonucu olarak yaşanan yabancılaşma vs. önemli nedenler arasında bulunmaktadır. Fakat bu nereye kadar? Bundan böyle hiç birimizin kaçamayacağı katı gerçeklerle ve insanlɪğa büyük acılar yaşatacak ağır sorunlarla daha fazla yüzyüze kalacak ve daha büyük saldırılara hedef olacağız.
İşte yaşadığımız İsviçre`de de sermayenin temel sosyal hakların gasp edilmesini kapsayan saldırı dalgası devam ediyor. Bugüne kadar sağlıktan, emekliliğe, eğitimden, ücret gaspına, işsizlik parasından, çalışma koşullarına, işyerlerinin tasfiyesinden ve bunun da sonucu olarak gençliğin mesleki eğitimine kadar saldırı hedefi olmayan alan kalmadı. Bütün bu alanlarda işçi ve emekçilerin kazanımları büyük darbe aldı. Adım adım budanan haklar en geri sınırlara itilmek için hemen hemen her yıl yeni saldırı paketleri açılıyor. Tüm bu saldırıların emekçilerin yaşamında yarattığı sonuçları anlamak için resmi verilere göre İsviçre`de bir milyon insanın yoksulluk sınırı altında yaşamak zorunda bırakıldığını belirtmekle yetiniyoruz. Bu ülkede yaşananlar bunlarla sınırlı değil. İktisadi ve sosyal alandaki gelişmelerin de doğrudan bir sonucu olarak yabancı düşmanlığı ve ırkçılık İsviçre`de politik yaşamın önemli konularından biri haline gelmiş bulunuyor. Sürekli gelişen ve güçlenen yabancı düşmanlığı, her yıl çıkarılan ilticacılar ve yabancılar yasasıyla adeta yasal güvenceye alınıyor.
Arkadaşlar,
Bugün dünyasına baktığımızda bir çok temel önemde olguyla yüzyüzeyiz. Bunlardan ilki bütün bir dünyayı soluksuz bırakan ekonomik krizdir. İkincisi, ilkine de bağlı olarak dünya ölçüsünde günden güne ağırlaşan ekonomik ve sosyal sorunlar yığınıdır. Üçüncüsü, yaygınlaşan emperyalist müdahaleler, çoğalan yerel savaşlardır. Dördüncüsü, tüm bu sorunların sonucu olarak dünya ölçüsünde emekçi kitle hareketleri ve halk isyanları dalgasının büyüyerek güç kazanmasıdır.
Kriz herşeyden önce emekçilere fatura edilmektedir ve edilecektir. Bu geniş çaplı sosyal saldırılar bu yolla sömürünün yoğunlaşması ve kazanılmış sosyal haklarımızın sistemli olarak gasp edilmesi demektir. Dahası var; bundan böyle sürekli olarak baskı yasaları çıkarılarak özgürlüklerimiz gasp edilecek, polis devleti uygulamaları hız kazanacak, ayrımcılık ve ırkçılık ürkütücü boyutlar kazanacaktır. Bütün bunlar son bir kaç on yıldır Avrupa'nın metrepollerinde zaten yaşanmaktadır. Şimdi bu politikaları yeni bir düzeyde uygulamak egemenler için kaçınılmaz bir yol olacaktır. Bu durum ise Dünya'da sosyal dengeleri alt üst edecek sosyal sorunları muazzam ölçüde ağırlaştıracak, yoksulluğu derinleştirecek, işsizliği kabus haline getirecek ve sosyal çelişkileri keskinleştirecektir. Özetle büyük acıların ve ağır yıkımların yaşanacağı bir sürecin içinde bulunuyoruz.
Öte taraftan, insanlık kapitalist sömürü ve emperyalist barbarlık karşısında bir çıkış yolu arıyor. Eşitlik, kardeşlik ve özgürlük özlemi güçleniyor, bunun uğruna verilen mücadele Dünya'nın dört bir yanında büyüyor. Milyonlarca işçi ve emekçiyi kapsayan geniş çaplı kitle hareketleri ve halk isyanları yayılıyor. Demek ki bizlerin dönemi geliyor. Bunun için, umutsuz ve karamsar olmak için, hiç bir neden yoktur. Ancak Dünya'da olup biteni anlamayanlar umutsuz ve karamsar olabilirler. Kapitalizmin iflas ettiği, Dünya'nın dört bir yanında milyonlarca emekçi insanın kapitalist barbarlığın sonuçlarına karşı harekete geçtiği bir zamanda, umutsuzluk ve karamsarlık bilim dışıdır. Kapitalizmin gezegenimizi tehtit ettigği, ve ezilen insanlığı daha büyük acılara ve yıkımlara sürüklediği bir tarihsel evrede işçi ve emekçiler çözüm arayışlarına yöneliyor, kapitalist barbarlıktan kurtuluş yolunu arıyor. Olup bitenler bunun başlangıcı olmaktan başka nedir ki? Bütün sorun, devrimcilerin bu ҫözüm arayışlarına yanıt vermeyi ve kurtuluşun yolunu açmayı başarabilmesidir. Halihazırda başarılamayan da budur. Bunun için örgütlenmek bir zorunluluktur, derneklerimizde bunun araçlarıdır.

Arkadaşlar,

Konuşmamın son bölümünü 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü`ne bağlayarak bitirmek istiyorum. Bildiğimiz gibi 8 Mart`ı bir bütün olarak burjuva dünyası da kutluyor . Çünkü günümüzde 8 Mart, içi boşaltılmış biçimiyle de olsa, “Uluslararası Kadınlar Günü” olarak artık dünya ölçüsünde genel bir kabul görmüş bulunuyor. Ama tahmin edilebilecek nedenlerle bu önemli günün tarihi üzerine pek bir şey söylenmiyor ve bundan özenle kaçınılıyor. 8 Mart’ın tarihsel kökeni ve anlamı üzerine bir şey söylemekten özenle kaçınanlar, öte yandan onu resmi toplumun kadına verdiği değerin anlamlı bir ifadesi olarak sunabilme ikiyüzlülüğü gösterebiliyorlar. Oysa 8 Mart sosyalizm ve işçi hareketinin tarihine bağlıdır ve doğrudan onun bir parçasıdır. Bu anlamlı günün tarihsel ve siyasal açıdan bütün bir onurunu sosyalizm ve işçi hareketi taşımaktadır.
Bugünün kapitalist toplumunda kadının elde ettiği haklar ona bu toplum tarafından sunulmamıştır, tersine hemen hemen tümü de ona karşı zorlu ve çok uzun yılları bulan mücadeleler içinde elde edilmiştir. Kadının yüzyılları bulan özgürlük ve eşitlik mücadelesi süreci içinde bu hakların nasıl kazanıldığına dönüp baktığımızda, tartışmasız bir biçimde, sosyalizmin ve uluslararası işçi hareketinin bu alandaki kendine özgü tarihsel yeriyle yüzyüze kalırız. Özetle 8 Mart, tümüyle sosyalizmin ve işçi hareketinin topluma kazanımıdır. Bugünün ikiyüzlü burjuva toplumu kadın haklarını yılda bir kez bile olsun hatırlamak ihtiyacı duyuyorsa, ikiyüzlülüğünü bir de bu vesileyle sergilemek yoluna gitmek zorunda kalıyorsa, Türkiye’deki rejim temsilcileri yılda bir kez olsun 8 Mart’ı vesile ederek kadın hakları üzerine bir şeyler söylemek yoluna gidiyorlarsa, tüm bunlar işçi ve emekçi hareketinin tarihsel mücadelesi sayesindedir.
Arkadaşlar,
Günümüzün modern burjuva toplumunda bir kadın sorunu var. Daha ilk adımda aileden başlayarak toplumsal yaşamın her alanında bu sorunu her biçimiyle ve bütün boyutlarıyla görebiliyoruz. Kadın sorunu tarihsel, toplumsal ve sınıfsal bir sorundur, bu onun mevcut toplum ilişkilerin ürünü olan, bu ilişkilerin bütününden kaynaklanan bir sorun olduğu anlamına gelir. Kadın sorununun bu toplumsal niteliği, bu sorunun basitçe kadın bireyle erkek birey arasındaki özel bir sorun olmadığını, tam tersine toplumsal ilişkiler sisteminin genelinden kaynakladığını, bu genel ilişkiler sisteminin sonuçta kadın birey ile erkek bireyi de bizzat belirlediğini gösterir.
8 Martı yaratanların anısı önünde saygıyla eğiliyor, sizleri dostlukla selamlıyorum

9. Mart 2014, Gökkuşağɪ Derneği Basel

Yönetim kurulu adɪna başkan Memet Şahin


Basel Gökkusagi Dernegi 15. yil kurulus senligi
Cagri 25 Kasim
Klybeckstrasse 95, 4057 Basel